“Partnerimle yakınlaşmak istemiyorum ama nedenini bilmiyorum.”
“Eskisi gibi heyecan hissetmiyorum.”
“Zorunluluk gibi geliyor, uzak durmak istiyorum.”
“İstemediğim halde ‘istemem gerekiyormuş’ gibi hissediyorum.”Bu cümleler sana tanıdık geliyor mu?
Hem Manavgat’ta bulunan kliniğimdeki terapilerimde hem de şehir dışında ve yurt dışında yaşayan danışanlarımla yaptığım online seanslarda, cinsel isteksizlik konusu çoğu zaman en sona saklanan, en çok utanılan ama en derinden yaşanan sorunlardan biri oluyor.
Oysa ki cinsel isteksizlik, sadece bir "isteksizlik" değil, zihinsel, duygusal ve bedensel bir sinyaldir.
Bu duygular, yalnızca fiziksel değil, psikolojik nedenlerden de kaynaklanıyor olabilir.
Bu yazıda cinsel isteksizliğin altında yatan psikolojik etkenleri, kadın ve erkeklerde farklı görünme nedenlerini ve terapi sürecinin nasıl işlediğini detaylıca ele alacağım.
Cinsel isteksizlik, kişinin cinsel yakınlık kurma arzusunun azalması ya da tamamen kaybolmasıdır. Bu durum sadece “canı istememek” değildir. Çoğu zaman bunun arkasında kişinin zihinsel, duygusal ve fiziksel dünyasında olup biten pek çok şey vardır.
İsteksizlik geçici olabilir (yorgunluk, dönemsel stres), ancak bazı durumlarda kronikleşir ve partnerle olan bağı, kişinin benlik algısını ve ilişki dinamiğini doğrudan etkiler.
Kimi zaman kişi kendi isteksizliğini fark eder, kimi zaman da partnerin “uzaklaştın”, “yakınlık kurmak istemiyorsun” gibi geri bildirimleriyle yüzleşir.
Cinsel isteksizlik, hem bireyin içsel dünyasına hem de ilişkiye dair ipuçları veren çok katmanlı bir sorundur.
Bu nedenle tek başına değil, bir bütün içinde değerlendirilmelidir.
Günlük yaşamın koşuşturması, iş baskısı, ebeveynlik sorumlulukları ve maddi endişeler… Bunlar sadece zihinsel değil, fiziksel enerjiyi de tüketir. Zihni sürekli meşgul olan biri için cinsellik ikinci plana düşer.
Cinsel istek “rahatlık ve güven” ortamında gelişir; stres ise bunun tam tersidir.
Cinsellik, sağlıklı bir ilişkinin sonucu ve yansımasıdır. Eğer partnerle sürekli çatışmalar yaşanıyor, duygusal bağ zayıflıyorsa, bu durum cinselliğe de yansır.
Cinsellik bir ritüelden çok, duygusal bağın bedenle ifadesidir.
Daha önce yaşanan taciz, istismar, zorla ilişki ya da olumsuz ilk deneyimler, kişinin bilinçdışında cinsellikle ilgili bir tehdit algısı oluşturabilir.
Bu da bedensel yakınlaşmayı “tehlikeli, utanç verici, zorlayıcı” gibi hissettirebilir.
Cinselliğe dair negatif izlenimler terapiyle dönüştürülebilir; bastırmak çözüm değildir.
Kişi, “partnerimi memnun etmek zorundayım” baskısıyla cinselliğe yaklaşırsa bu durum zamanla istememe, erteleme ya da kaçınmaya dönüşebilir.
Özellikle erkek danışanlarda “başarısız olursam?” korkusu çok yaygındır. Kadınlarda ise “istemesem de yapmam gerek” gibi içsel zorunluluk duygusu sık görülür.
Kişi kendini yeterince güzel, çekici ya da fit hissetmiyorsa, bu, cinselliğe mesafeli yaklaşmasına sebep olabilir.
Özellikle sosyal medya sonrası oluşan “kusursuz beden” algısı, birçok danışanda utanç duygusunu tetikler.
Ruhsal durumlar doğrudan cinsel isteği etkiler. Depresyon; enerji, ilgi ve motivasyonu düşürür. Anksiyete ise kişinin zihnini sürekli meşgul ederek bedensel rahatlığı engeller.
Cinsellik bir “haz hali” gerektirir, ama zihin savaş halindeyse bedende yer kalmaz.
Kadınlarda cinsel istek çoğunlukla duygusal bağla birlikte gelişir. Partnerle arada kırgınlık, değersizlik hissi ya da ihmal edilmişlik varsa, cinsellik ikinci plana atılır.
Ayrıca kadınların geçmişte yaşadığı travmatik deneyimler, kültürel baskılar ve bedensel kaygılar da önemli tetikleyicilerdir.
Kadın danışanlardan sık duyulan ifadeler:
“Yakın olmak istemiyorum ama nedenini bilmiyorum.”
“Onunla duygusal olarak uzaklaştım, bedensel yakınlık zor geliyor.”
Toplumda erkeğin “her an hazır olması gerektiği” beklentisi, birçok erkek danışanda ciddi baskı yaratır. Başarısız olma korkusu, performans kaygısı, iş stresi gibi etkenler cinsel isteksizliğe yol açabilir.
Bazı erkekler bunu “erkekliğime bir şey mi oldu?” şeklinde sorgulamaya başlar, bu da utanç ve kaçınma duygusunu artırır.
Erkek danışanlardan sık duyulan ifadeler:
“İstiyorum ama bir şey beni engelliyor.”
“Zihnim hep dolu, yakınlaşmak içimden gelmiyor.”
Cinsel isteksizlik, yüzeyde sadece “can istememesi” gibi görünse de aslında çoğu zaman zihinsel, duygusal ve ilişkisel derinliği olan bir konudur.
Bu yüzden çözüm süreci de sadece “birkaç öneriyle” değil, kişiye özel terapiyle yapılandırılmalıdır.
Danışanın hikâyesine, geçmiş deneyimlerine, inanç sistemine ve ilişki dinamiğine göre bireysel veya çift terapisi uygulanabilir.
Bireysel terapi sürecinde danışanla birlikte aşağıdaki konulara odaklanılır:
Cinselliğe dair öğrenilmiş yanlışlar
(“Kadınlar istemez.”, “Erkek her zaman hazır olmalı.” gibi toplumsal kalıplar)
Geçmiş travmatik deneyimler
(çocuklukta cinsellikle ilgili utandırılma, istismar, baskıcı aile yapısı)
Performans kaygısı ve kontrol ihtiyacı
(“Ya kötü olursa?”, “Partnerim tatmin olmazsa ne yaparım?” gibi içsel baskılar)
Bedenle bağ kurma zorluğu
(kendini yetersiz, beğenilmeyen ya da çekici görmeme)
Terapide bu alanlara odaklanıldıkça kişinin kendi bedeniyle ve cinsel kimliğiyle yeniden bağ kurması sağlanır.
İstek duygusu baskı ve korkular yerine rahatlık ve güven zeminiyle yeniden canlanır.
Eğer sorun sadece bireyin iç dünyasından değil, ilişkinin yapısından da kaynaklanıyorsa, çift terapisiyle çalışmak çok daha etkili olur.
Çift terapisinde odaklanılan alanlar şunlardır:
Duygusal bağın zayıflaması
(iletişimsizlik, kırgınlıklar, sevgisizlik)
İstek uyumsuzluğu
(bir taraf isterken diğerinin uzak durması ve bunun çatışmaya dönüşmesi)
Cinselliğin bir görev gibi yaşanması
(“Partnerimi reddedersem kırılır” ya da “Bu benim sorumluluğum” düşüncesi)
İlişkideki çözülmemiş sorunların cinselliğe yansıması
(öfke, suçlama, kıskançlık gibi duyguların yatak odasında soğukluğa dönüşmesi)
Çift terapisinde bu sorunlar ortaya konur, her iki tarafın da duyguları güvenli bir ortamda görünür hale gelir ve birlikte yeniden bağ kurmaları sağlanır.
Terapinin amacı yalnızca “isteği artırmak” değil, iki kişi arasında yeniden bir duygusal ve fiziksel uyum ve samimiyet kurmaktır.
“Ben cinselliği istemiyormuşum gibi görünüyordum ama aslında kırgınlığım vardı, kendimi hiç duyulmamış hissediyordum…”
Terapi sürecinde çoğu danışan, cinsel isteksizliğin sadece bir belirti olduğunu, asıl meselenin daha derin duygularla bağlantılı olduğunu fark eder.
İşte bu farkındalık, iyileşme sürecinin en güçlü adımıdır.
Cinsel isteksizlik, sadece bir dönemsel isteksizlik değil, çoğu zaman kişinin duygusal bağ kurma haliyle, kendilik değeriyle, ilişki dinamiğiyle ve geçmiş deneyimleriyle yakından ilişkilidir.
Bu nedenle sadece “canım istemiyor” cümlesiyle geçiştirilemez.
Altında yatan gerçek ihtiyaçlar, bastırılmış duygular ve ifade bulamamış beklentiler ortaya çıkarıldığında, cinsellik yeniden güvenle, rahatlıkla ve hazla yaşanabilir hale gelir.
Cinsellik; bedenin değil, zihnin ve kalbin de katıldığı bir yakınlıktır. Ve bu yakınlık, doğru destekle yeniden kurulabilir.
Eğer siz de cinselliğe karşı uzaklaştığınızı, partnerinizle aranızda görünmeyen bir duvar oluştuğunu hissediyorsanız yalnız değilsiniz. İster bireysel olarak, ister çift olarak yaşadığınız bu süreçte profesyonel destek almak, sadece cinsel yaşamınızı değil, ilişkinizi de yeniden canlandırabilir.
Manavgat’taki ofisimde yüz yüze terapi seansları, şehir dışı ve yurt dışındaki danışanlar için ise online cinsel terapi hizmeti sunuyorum.
Soru sormak, detaylı bilgi almak ya da randevu oluşturmak için WhatsApp butonuna tıklayabilir veya psikologsinanyuksel@gmail.com adresine mail gönderebilirsiniz.
Kendinize ve ruh sağlığınıza iyi bakın.
Uzman Klinik Psikolog Sinan Yüksel
Manavgat Psikolog | Bireysel, Çift ve Cinsel Terapi
Copyright @ | Uzm. Kln. Psk. Sinan Yüksel | Tüm Hakları Saklıdır.